Anladığımız şekliyle büyük rekabetler, zamana bağlı kalmayan ve sahadaki başarılara bağlı olarak önemini yitirmeyenler oluyor. Kesintisiz bir süreç izliyorlar. Daha zayıf bağlara sahip olanlar ise varlığını korumakla beraber, zaman içinde kağıt üzerindeki heyecanı yansıtmada yetersiz kalıyorlar.
CSKA ile Spartak arasındaki rekabeti ne şekilde adlandıracağınız da, bu inceliğe dikkat edip etmediğinize göre değişebilir. Rekabetin kökenlerinin 1940lara hatta daha öncesine kadar gittiğini söyleyebilir ve iki takımın Sovyetler dönemindeki başarılı yıllarından bahsedebilirsiniz. Fakat o vakitlerde iki takım arasındaki kızışma bugünkünün yanına yaklaşamadığı için, benim için çok da anlam ifade etmiyor.
Sovyetlerde öne çıkan rekabetler ideolojik kökenli olmakla beraber, hemen hepsi ‘Spartak’a karşı’ şeklinde gelişmiş ve bu yüzden çıktığı dönemden sonra etkisini yitirmiş. Bizzat devlet tekelinde gelişen ve daha tutucu, defansif futbolu tercih eden takımların aksine Spartak herhangi bir kuruma bağlı olmayan, sahada keyif vermeye çalışan bir takım imiş. Kulüp zamanla en başarılısı da olunca, özellikle polis teşkilatının takımı olan Dinamo’nun –yazının devamında değineceğim- büyük yıkıcılığıyla karşılaşmış: öyle ki, Stalin’e suikast planı yapmak suçundan Spartak’ın sahipleri Starostin kardeşler Sibirya’ya sürgün edilmişler. Dinamo’nun politize gücü 70lere doğru tükendiğinde, bu sefer Ukrayna’dan isimdaşı Dinamo çok büyük bir rekabete girmiş. Dinamo’nun etkisinin azalması gibi, Sovyetlerin dağılmasıyla da Dinamo Kiev rekabeti bitmiş ve özellikle milenyumla beraber gittikçe şiddetlenen bir CSKA-Spartak tutuşması başlamış.
Eğer Rus Ligi’nin kurulmasından milenyuma kadar ligin hakiminin Spartak olduğunu tekrar edersem, sanırım söylemeye çalıştığım daha iyi anlaşılacak: derbiler dönemsel şartlara göre olgunlaşıyor, çoğunlukla sonraya pek bir şey taşımıyor ve yine çoğunlukla, en fazla desteklenen ve başarılı olan Spartak’la ona rakip çıkan takım arasında oluyor. Başlık olarak bu yüzden son moda derbi ifadesini seçtim. Rusya’daysa artık ‘esas derbi’ demeyi tercih ediyorlar.
Giriş kısmında son olarak ideolojik kökenlerin iyiden iyiye etkisini yitirdiğini yinelemeyi borç biliyorum. Spartak özellikle 2000lerde halkın değil mafyanın takımı olarak anılmaktaydı. Ve unutmadan, bu derbinin son zamanlarda en esaslı öne çıkanı, holiganizm. Kadrosunda siyahi futbolcu istemeyen Zenit taraftarıyla beraber iki takımın taraftarı ülkedeki en şiddet yanlısı grup; genelde polisi karıştırmıyorlar.
Kökenler
Çarlık rejiminin çöküş yıllarında kurulan bazı takımlar olsa da, Bolşevik iktidarıyla beraber hepsi radikal değişimlere uğramış ve bugün bildiğimiz haliyle olan kulüplere dönüşmüşler. CSKA bunlardan biri. 1911 yazında bir kayak kulübü olarak kurulan takım 3 isim değişikliğinin ardından 1928 yılında Kızıl Ordu’nun takımı adını alıyor, kısaca CSKA.
Spartak’ın temelleriyse CSKA’dan 10 sene sonra Moskova Spor Topluluğu adıyla 1921’de atılıyor. Bizzat CSKA’da görüldüğü gibi, kurumların takımları kendi tekellerine aldığı veya yeni takımlar kurduğu –Dinamo gibi- bir dönemde MKS (Moskovskiy krujak sporta) bireysel bir girişim olarak doğuyor. Çok geçmeden futbol bölümünü yapılandırmaya giden Nikolay Starostin, et işçilerinin sponsorluğunu alıyor ve Komünist Parti gençlik kolu Komsomol’ün desteğini kazanıyor. Sovyet Ligi’nin kurulmasına 1 yıl kala, Starostin Spartak (Spartaküs) adını öneriyor ve böylece takım son şeklini buluyor.
İlk yıllarda Spartak’ın yalnız CSKA’ya değil, diğer Rus kulüplerine de önemli bir üstünlüğü var. O zamanki adlarıyla OLLS ve MKS arasındaki ilk maç 1 Haziran 1922’de oynanıyor ve 4-2 MKS (Spartak) kazanıyor. Esas darbeyse bundan 13 sene sonra gelecek. 1935’teki Moskova Bahar Şampiyonası maçı –artık yeni adlarıyla- Spartak’ın 8-0 üstünlüğüyle bitiyor. Bu CSKA için büyük bir utanç ve derbi tarihindeki en farklı galibiyet. Keza ertesi yıl Sovyet Ligi kurulduğunda, sonbahar fikstüründeki şampiyon Spartak olurken CSKA ligin dibine demir atıyor.
Lig sonbahar ve yaz fikstürü olmak üzere yılda 2 kez oynanmaktaydı. Yaz döneminin şampiyonu da şaşaalı Dinamo Moskova olmuştu.
Starostinlerin sürgünü
CSKA’nın kendini göstermesiyse Nikolay ve Andrey Starostin kardeşlerin meşhur Gulag çalışma kamplarına gönderilmesiyle gerçekleşiyor. II. Dünya Savaşı’nın bittiği civarlar, 1942’de, ‘halkın düşmanları’, ‘kapitalist değerlerin temsilcileri’ gibi yaftalara ve Stalin’e suikast suçlamasına mazur kalarak Beria’yla Stalin’in ölümüne kadar tam 13 yılı Sibirya’da geçiriyorlar. Bu dönemdeki boşluğu, yükselen CSKA dolduruyor ve 1946’da kazandığı ilk şampiyonluğun ardından sonraki 6 senede 5 şampiyonluk daha kazanıyor. Bu döneme 2000lerden önceki altın çağ diyebiliriz.
Bir hikayeye göre, Starostinlerin sürgünü yalnızca Spartak’ın aykırı konumundan ibaret değil. Rus gizli servisinin başındaki Lavrenti Beria –aynı zamanda Dinamo Moskova’nın başkanı diyelim-, Nikolay Starostin’la futbolculuğunda karşı karşıya gelmiş ve en kibar tabirle Starostin onu sahadan silmiş. Yani, Beria bunu unutmadı diye söyleniyor. Bu hikaye, büyük resmin iki halini hiç de fena göstermeyen bir örnek olduğundan atlamak istemiyorum. En tepeden gelen ve tabana kadar yayılan politikaya uygun olmayan unsurlar, özellikle kuruluş döneminde –kendince haklı nedenlerle- radikalce bastırıldığı gibi, bunun kişisel keyfi uygulamalarla bağlantısı atlanılamaz. Bu anlamda Starostinlerin sürgünü, hemen savaş sonrası ‘fazla özgür’ gözükmeleri ve Beria’nın da ek katkılarıyla açıklanabilir.
Kısa süren altın çağ
50lerden 80lere kadar olan 30 yıllık süreç ise CSKA-Spartak rekabeti açısından, hemen hemen boş. Bu sürede CSKA’nın kazandığı şampiyonluk sayısı yalnızca 2; Spartak’ın geri dönüşüyle, başı çeken iki takım bir kez daha Spartak ve Dinamo oluyor. Arada Torpedo ve sonraları Dinamo Kiev gibi önemli rakipler çıksa da, tamamen gerçek bir düşmanlık ve rekabet yalnız Spartak’la Dinamo arasında vuku bulmuş. Bu dönemin özeti niteliğinde çok bilinen bir anı vardır: yine bir Spartak-Dinamo maçı öncesi Starostin soyunma odasına iner ve o sırada vızıldayan bir sineği sertçe öldürür. “İşte böyle!”
Dinamo’nun sahneden çekilmesi
70lerin sonuna doğru Dinamo Moskova’nın etkisini iyiden iyiye yitirmesi –Sovyetlerde futbolu hiçbir zaman politikadan bağımsız düşünmeyin- ve yeni rakip Dinamo Kiev’in bir Ukrayna takımı olması sebebiyle CSKA-Spartak rekabeti önem kazanmaya başlıyor ve sonuçta, bugünlere en büyük Moskova derbisi olarak gelmiş durumda. Benim pek inanmadığım bir olay, ama yine de paylaşmadan olmaz: Spartak 1976’da küme düşüp tarihindeki en kötü dönemini yaşadığında bazı taraftarlar karşı tarafa geçmiş; yani CSKA’ya. Keza 2 yıl sonra CSKA ve Spartak maçında taraftarlar arasında olaylar çıkıyor, ki sanırım buna ilk kayda değer olan diyebiliriz. Bu olaydan 3 yıl sonraysa CSKA 3-0 kaybettiğinde oyuncular 2 hafta askeri kampa yollanıyorlar. Kuşkusuz işler kızışmaya başladı.
Bu rekabet Rus futbolunun ekonomik sorunlar yaşadığı 80ler sonu ve Sovyetlerin dağılıp Rus Ligi’nin kurulduğu 90larda iyice belirgin hale geliyor. 90larda lig kesin olarak Lokomotif –tüm bunlara karışmayan, efendi bir takım- ve Spartak dominasyonuyla geçtiğinden CSKA yine geride kalan taraf oluyor. Hatta 91-98 arası CSKA’nın Spartak’a karşı galibiyeti yok. Fakat sonraki 10 yılda, bugün artık herkesin bildiği müthiş bir atılım yapıp işi Avrupa Kupası kazanmaya kadar götürüyorlar. İlk 10 yıl Spartak’ın, sonraki 10 yıl CSKA’nın üstünlüğüyle geçtikten sonra sanırım şu an denge kurulmuş durumda.
Günümüz: Esas Moskova derbisi, biraz da holiganizm
Mevcut anlaşmazlıklar artık ideolojik kökenli olmaktan uzaklaşsa da rekabet, ya da başka bir haliyle holiganizm, eskisinden daha güçlü durumda. Sokolniki metro istasyonunun derbi tarihinde önemli bir yeri var: kavgalar genelde burada oluyor. Daha önceleri polisin ve güvenlik güçlerinin stadlardaki denetimi çok sıkı olduğundan, maç önceleri toplanıp saha dışında işlerini görmeye başlamışlar. Yani böyle bir kültür var. Spartak’ın 1996’da kurulan Gladyatörler grubu en eskilerden, CSKA’nınkiyse ‘Cesur Atlar’.
Milan ve Inter gibi, bu iki takım da aynı stadı kullanıyor. Zaten Luzhniki’nin dolu gibi gözüktüğü nadir maçlar da Spartak’la CSKA arasındakiler oluyor: Rusya’daki düşük seyirci ortalamaları bir yana, 78 bin kişi kapasiteli bir stadyumdan bahsediyoruz. Doldurmak kolay değil. 2009’da 70 bin kişinin izlediği maç Rusya (Sovyetler değil) lig tarihinin en tepesinde.
Son yıllarda CSKA’nın ezici bir üstünlüğü var. Bu listenin en başında yer alan 2008’teki 5-1lik galibiyet sanki 70 yıl öncesinin (8-0) intikamı gibi. Takım kaptanı Yegor Titov’un sözleriyle “Lokomotif’e 5-2 kaybettikten sonra (2003 yazında) daha kötüsü olamayacağını düşünmüştüm, oluyormuş.” Tabi Spartak’ın bu yıl içinde Zenit’e 5-0 kaybettiğini ve CSKA’nın ligin zirvesinde olduğunu düşününce, yeni bir hayal kırıklığı olur mu acaba diye düşünmeden edemiyorum. Esprisi bir yana, böyle vahim bir durum söz konusu değil. 60 bin kişinin gideceği, muhtemelen taraftarlar arasında kavga dövüşün eksik olmayacağı, saha içinde de keyif veren bir maç bekleyin. 5-1 değil ama, Jarosik’in son saniyede attığı golle CSKA’nın 3-2 kazandığı gibi bir maç, bence bu daha uygun bir benzetme.
Ya da hepsini bırakın. Durum kağıt üzerinde umutsuz olsaydı dahi, Dostoyevski’nin söylediği gibi 2+2 4 ediyorsa bile bundan bize ne?