Wembley 3 gün içinde 2 dev maça ev sahipliği yapacak. Bunlardan 27 Mayıs Pazartesi günü oynanacak Championship play-off finalinin, Der Klassiker’den çok daha önemli olduğunu söylemek için haklı nedenlerimiz var. En azından kendimizce.

Saygın araştırma şirketi Deloitte’nin 2 sene evvel yaptığı bir duyuruya göre, Premier Lig’e yükselme maçının değeri tam 90 milyon pound. Buna, bu sene ortalama 20 milyon pound kadar artan yayın gelirleri ve başka şeyleri de ekleyince, düz hesap 120’ye kadar ulaşabiliriz. Futbolu bu kadar maddiyata indirmek istemezdik; fakat bir noktada konunun önemine dair ciddi bir vurgu yapmak gerekiyordu. Şüphesiz ki Watford ve Crystal Palace taraftarının o gün Wembley’de bulunmaları çok daha değerli.

Blackpool’daki eğlenceli döneminden hatırlayacağınız Ian Holloway, bu kez farklı bir takımla, Crystal Palace’la Premier Lig peşinde. Rakipleri, Holloway’in yıl içinde çok kereler eleştirdiği, ‘gülünç’ bulduğu Watford. Nedir hikayenin aslı?

Pilot takım Watford

Sir Elton John’ın -evet, bildiğimiz Elton John- kulüp başkanlığını yaptığı 1980’lerde altın çağını yaşayan Watford, bir süredir yolunu kaybetmiş şekilde alt ligde yarışmayı sürdürüyordu. Bir önceki başkan Bassini’nin usülsüzlük yaptığı ortaya çıkınca, Ağustos ayına kadar geçerli transfer yasağıyla da karşılaştılar. Fakat yeni patronlarınız İtalyan Pozzo ailesiyse, böyle bir ceza göründüğü kadar kötü olmayabilir.

Watford’u bu sezon başında, Haziran 2012’de satın alan Pozzolar kulüp yönetiminden çok iyi anlıyorlar. Futbol takımlarını oyuncağa çeviren pek çok diğer deniz aşırı sahibe oranla bu işte inanılmaz bir tecrübeleri ve başarı tabloları var. Pozzolar, İtalya’da Udinese’nin ve İspanya’da Granada’nın da sahibi. Dünya çapında müthiş bir scouting ağları var; bu oyuncuları bulup, işleyip, yüksek paralara satıyorlar.

Watford’un başına bir başka İtalyan, Chelsea efsanesi Gianfranco Zola’yı getirdikten sonra alışılmadık bir transfer yolu izlediler. Daha önce Granada’yı Udinese’nin pilot takımı gibi kullanan Pozzolar, aynı yolu Watford’da takip ettiler. Transfer yapmak yerine kiralama yolunu seçen Watford, Udinese’den 9 ve Granada’dan 3 ve 2 de başka takımdan oyuncu kiralayarak 14 yeni oyuncuyu kadrosuna kattı. Bunların büyük kısmı Udinese ekibinin gözlediği, yüksek potansiyelli oyuncular olduğundan, Zola’nın ofansif, maceracı oyun sistemiyle mükemmel bir uyum gösterdiler. Yine de kimse bu kadar iyi olacaklarını beklemiyordu.

Ekim ayında kurulan bir takım olarak başlangıçta çok uyumsuz gözüken ve Derby County’e 5-1 kaybederek dibi gören Watford, durduralamaz bir çıkışla Cardiff’in hemen ardından ligin en etkileyici takımı haline geldi. Watford’un bu işleyiş biçimi, başta Crystal Palace hocası Holloway olmak üzere ligden pek çok takım tarafından hoş karşılanmadı. Aslında, Pozzoların tek yaptığı sistemin açığını değerlendirmekti.

Takdir edersiniz, bir takımın bu kadar fazla sayıda kiralık kontrat yapamaması için birtakım kısıtlamalar olmalı. Fakat Football League kitapçığında yazana göre, bu kurallar yalnızca ülke içinden alınan oyuncular için geçerli. Ülke dışından alınan oyuncular -İskoçya dahi yurt dışı sayılıyor- kiralık değil, transfer statüsünde sayılıyorlar; dolayısıyla, yeni kurallar gelene kadar Udinese’den 9 değil, 20 oyuncu dahi kiralamanız mümkün. Ülke içindense maksimum 5 kiralık oyuncuyu maç kadronuzda bulundurabiliyorsunuz. Chelsea’nin değerli savunmacısı Chalobah’ın dahil olduğu 2 kişilik minik bir yerli grup da mevcut.

Pozzoları alışıldık paragöz yabancı sahiplerden değiller; yalnızca akıllılar. 1986’dan beri bu işin içindeler ve özellikle Udinese’den görülebileceği üzere, uzun vadeli politika belirlemede çok başarılılar. Watford taraftarı da takımlarının ‘doğal’ olduğu konusunda ısrarcı ve bu başarıyı parayla gelmiş yapay bir başarı olarak görmüyorlar.

Ligin son gününde yaşanan inanılmaz dramada 90’da yedikleri gol olmasa, iş buraya kadar varmadan doğrudan Premier Lig’in yolunu tutacaklardı. Finale gelmeden önceki son maçlarındaysa, 2-1 önde oldukları Leicester karşısında 90. dakikada penaltıyı çıkardılar ve hemen dönüşünde golü yapıp 3-1 kazandılar. Watford için hikayesi bol, rüya gibi bir sezon.

Watford’un en büyük kozu, forvet ikilisi Matej Vydra ve Troy Deeney. Özellikle ikinci yarıda büyük çıkış yapan ve Çek milli takımında da goller atmaya başlayan Vydra, Udinese’den gelen kiralık oyunculardan. Kalede tanıdık bir isim var, Arsenal’ın eski kalecisi Manuel Almunia.

Müzmin underdog Crystal Palace

Crystal Palace sezonun hemen her kısmında underdog, yani favori olmayan taraf olarak gösterildi ve elbette sezonun final maçında da işler değişmeyecekti. İki takımın güçleri birbirinden çok uzak değil, ama bir favori göstermek gerekirse çoğunluk Watford’u tercih ediyor.

En son bundan 8 sene evvel Andy Johnson’lı kadrosuyla Premier Lig’de boy gösteren Palace, aynı Johnson gibi, bir daha aynı seviyeye çıkmayı başaramadı. Bu yıl ilk üç maçı kaybedip son sırada yer alıyorlarken farklı bir sezon olmayacağı bekleniyordu; sonra, aynı Watford gibi sürekli yükseldiler. Ligi 5. bitirip play-off oynamaya hak kazandılar ve burada yine şaşırtıp favori görünen Brighton’ı elediler. Brighton’ı elemiş olmak ayrıca iki kat daha değerliydi; keza Palace en büyük rekabeti Brighton’la görüyordu. Brighton taraftarının maç sonu saldırılarına maruz kalmaları da bu yüzdendi.

Palace’ı buraya kadar getiren üç değerli isimden biri final karşılaşmasında oynayamayacak ve bir diğerinin de kulüpteki son maçı olacak. Takımın golcüsü 30 gollü Glenn Murray Brighton eşleşmesinde dizini sakatladı ve iyileşmesinin 6 ayı bulacağı söyleniyor. 15 milyon pound’a Manchester United’a transfer olan Wilfried Zaha da bu sezonun sonunda yeni takımına katılıyor. Üçüncüye, Ian Holloway’e bu durumda daha fazla görev düşecek. Belki işleri biraz daha ağırdan alması gerekebilir.

İki hocanın da agresif oyun karakterleri gereği bol gole ve eğlenceye sahne olan lig maçlarından sonra, daha sıkı bir maç Crystal Palace’a daha uygun. Watford’un asıl sıkıntıyı savunurken yaşadığı ve kanat savunmasında çok da iyi olmadığı göz önüne alınırsa, doğru bir kullanımla Zaha’nın yıldızlaşacağı bir veda maçı olabilir.

İngiliz futbolunun gerçek sempatikliği ve doğallığı alt liglere gittikçe artıyor. Bu yazıda anlattığımız hikayeler bunun tersine işaret ediyor olabilir, ama Championship’in de Premier Lig’in bir alt basamağı olduğu unutulmamalı. Maç sonu kutlamalarıyla görsel şölene dönüşecek Wembley’i, muhtemelen sahaya akın edecek taraftarları izlemek ve olası Palace galibiyeti sonrası Holloway aforizmalarını dinlemek ayrı bir keyif olacak. Merdivenin bir alt basamağında her şey daha samimi ve doğal.

Hayatım Futbol Dijital Dergi 83. sayı