İlk bölüm turnuva başlamadan önce kaydedilmiş ve daha yakından takip ettiğimiz takımlara dair beklentilerimizi konuşmak üzere planlanmıştı. Bu bölümde benimle beraber Çetin Cem Yılmaz ve Fikret Özer yer aldı. Türkiye’yi konuştuğumuz kısım tahmin ettiğimizden uzun sürdüğü için kaydı iki kısma bölmeye ve ayrı ayrı yayınlamaya karar verdik.

Türkiye’nin altın jenerasyonunun 2000’ler başındaki takımdan ne açıdan ayrıldığına değinmiş, esasen bir ‘savunma takımı’ olarak turnuvaya geldiğimizin yeterince vurgulanmadığına dikkat çekmiştik. Fikret’in Türkiye’ye dair temkinli yaklaşımı ve İtalya’nın gücünü daha o günden vurgulamış olması ise fazlasıyla yerinde öngörülerdi.
Her birimizin farklı bir sempati duyduğu ve yakından desteklediği takımlar üzerinde durmuştuk. Bu takımlar benim için Belçika, Çetin için İngiltere ve İskoçya, Fikret için Almanya ve Avusturya’ydı. Bununla beraber İspanya’nın yer aldığı gruba dair pek de bir fikrimiz yoktu ve bazı takımları üstünkörü geçmek zorunda kaldık.
Her birimizin farklı bir sempati duyduğu ve yakından desteklediği takımlar üzerinde durmuştuk. Bu takımlar benim için Belçika, Çetin için İngiltere ve İskoçya, Fikret için Almanya ve Avusturya’ydı. Bununla beraber İspanya’nın yer aldığı gruba dair pek de bir fikrimiz yoktu ve bazı takımları üstünkörü geçmek zorunda kaldık.
Bu kez benim yerimi Mertcan Toğrul aldı, ekibin geri kalanı ise aynı kaldı. Türkiye’nin Galler mağlubiyeti ile turnuvaya erken havlu atmasına dair ilk yorumlar yapılmış, diğer yandan eksen yavaş yavaş diğer gruplara da kaydırılarak turnuvanın favorilerinin o güne dek gösterdiği performanslar konuşulmuştu.
Grup aşamalarının sona ermesinin ardından kaydettiğimiz bu bölümde Çetin Cem Yılmaz’la beraber Opta Türkiye şefi Barış Gerçeker’i konuk etmiş ve Opta verileri ışığında önce Türkiye’yi, daha sonra ise üçlü savunmalar veya forvet kullanmayan takımlar gibi turnuvanın öne çıkan saha içi gelişmelerini konuşmuştuk.